Amok Koşucusu Kitap Yorumu

Amok Koşucusu Kitap Yorumu

Stefan Zweig ve Amok Koşucusu Kitap yorumu

İlk Önce Amok neymiş ona bir bakalım;

  • Amok (gözü kara, hiddetle saldıran ve öldüren) Malezya kültüründe katletmeye yönelik çılgınlık durumunu tanımlar. Filipinler‘de juramentado olarak bilinir. Cinnet halinde olma, sonuçlarını hesap edemeden şiddet kullanma durumudur. Psikoloji biliminde amok, derin bir düşünce döneminin sonrasında gelen şiddet ve bazen cinayet ile sonuçlanan atakların görüldüğü disosiyatif bir tablodur. Durum erkekler arasında yaygın ve bir hakaret sonrasında başlama eğilimindedir. Bireyde kötülüğe uğradığına ya da uğrayacağına dair sanrılar bulunmaktadır. Psikiyatride ender görülen kültüre özgü sendromlar arasında geçen “amok” durumunun Malezya kültürüne özel olabileceği ve kültüre özgü sendromlara örnek gösterilebileceği ifade edilmektedir. Bazı kaynaklar ise günümüz toplumu ve “amok” durumunun tarihsel ilişkisini tartışarak modern endüstri toplumunda da benzer bir tablonun görülebileceğini ileri sürmektedir.  Kaynak vikipedi
  • Tanıtım Bülteni: Amok Koşucusu doktor olarak yardıma ihtiyaç duyan bir insana el uzatmanın vicdani yükümlülüğüyle kendi karmaşık duyguları arasında sıkışıp kalan bir adamın hikâyesidir. Hollanda Doğu Hint Adaları’nda görev yapan bir doktor, dara düşüp kendisine başvuran çok zengin bir kadının “yardım” talebini geri çevirir. Zira kadının mağrur ve hesapçı tavrı karşısında büyük bir öfkeye kapılmış, gururuna yenik düşmüştür. Ancak söz konusu olan insan hayatıdır. Kısa süre içinde pişmanlığın pençesine düşer. Kadına yardım etmeyi saplantı haline getiren doktor, Malezya halkında rastlanan bir nevi öldürücü delilik olan hummanın, amokun etkisi altına girer.

1912 yılının Mart ayında büyük bir transatliğin yük boşaltma sırasında, gazetelerin oldukça kapsamlı ama biraz abartılı olarak bahsettiği tuhaf bir kaza olur.

Gemi yolculularından biri, olayın hemen öncesinde gerçekleşen özel bir konuşmayı açıklamanın artık vakti geldiğine düşünür.

Avrupa’ya girmeye çalışan beyefendi. (karakterin ismi kitapta verilmiyor) zor da olsa bir kamera bulur ve yolculuğa başlar. Yolculuk sırasında kamerasının rahatsızlığından duyduğu sıkıntı ile güverteye çıkar ve orada biraz uykuya dalar. Durduğu yerden onu korkutan bir hışırtı sesi gelir ve yerinen sıçrar. Gecenin karanlığında başka bir adam daha oradadır.

Kendisinden bahsedilmesini istemeyen beyefendi ile ikinci gece tekrar karşısına çıkar.

Kendisini doktor olarak tanıtan gece sessizi gibi karanlık beyefendi, ona bir şeyler anlat istediğini söyler ve ölümcül bir vakanın sırrını açıklamak ister.

“Hiç bir şekilde size hayali bir doktoru anlatmayacağım… Çırılçıplak soyunuyorum ve diyorum ki: Ben… Bu kirli yalnızlık içinde utanmayı tamamen unuttum, insanın ruhunu parçalayan ve kemiklerinden iliğine emen bu lanet olası ülkede. “

Sırrı anlatmaya başlar;

Hollanda Hükümeti’nin sömürgelerde çalıştırmak üzere doktorlar aradığını öğrendiğinde Hindistan’a giden doktorumuz  uzun yıllar orada çalışmaya başlar. On yıllık hizmet süresinin bitmesine az kala bir gün beyaz bir kadın evine gelir ve esrarengiz tavrı, kibirli havası ile ona hükmederek ondan istediği şeyi yaptırmak ister.  Beyaz kadının isteği çok gizli kalacaktır ve her şey bitince doktor ülkeyi terk edecektir.

Kadını tavrı ve üslubunu sevmeyen doktor, kadının istediğini yapmak istemez ve doktorumuzun tutumu karşısında kadın fikrinden vazgeçer ve doktorun tavrına ters tepki verir.

Kadın gider.

Kadını gitmesi ile doktor vicdanı ile baş başa kalır. Sonra…

Konusunun farklılığı ile yine insan psikolojinin en derinliklerini inen Amok Koşucsu, adı gibi çok ilginç bir kitap.

Okudukça bu kitaba neden Amok Koşucusu dendiğini anlıyor, kelimelerin, cümlelerin hislerin aktarılış şekline hayran kalıyorsunuz. Zweig her kitabında olduğu gibi ustalığını, kaleminin büyüsünü çok iyi kullanmış.

Yazarın kadın karakter konusunda başarısı gerçekten tartışılır. Kadın karakterleri biçimlendirmede öyle güzel cümleler kuruyor ki beni şaşırtıyor.

Ben okuduğum her kitabında yazara hayranlığım bir kat daha fazla artıyor. Okuduğum cümleler, hissettiğim ve beynimde canlandırdığım betimleler kitapla bütünleşiyor bambaşka bir hal oluyor.

Yine Zweig kitabı. Okudukça yeniden yeniden hayran kaldığım bir yazar.  Vicdan üzerine oldukça psikolojik kısacık bir kitap yazmış. Keşke daha fazla yaşamış daha çok eser bırakmış olsaydı.

Yazarın her bir kitabı ayrı bir güzel. Ayrı keyifli.

Bu yazarı okumalısınız. Kesinlikle öneririm. Bu veya diğer kitaplarına mutlaka bakın.

Yazarın diğer kitapları hakkında yapılan kitap yorumlarını yabancı yazarlar kategorisinde bulabilirsiniz.

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir