babamin-emenati

Babamın Emaneti Kitap Yorumu

Erol Taş Kahvesi’ne gel diye yeniledim. sonra seni Zeyrek’e götürürüm… Cibali’yi gezdiririm. Galata Kulesi’ne çıkarırım. Hikayelerini anlatırım her semtin, her yapının. emin ol gittiğin o klüpte bütün bağlarını kesersin. İyi bir tarihçiyim ben. Her taşın hikayesini anlatabilirim sana. İstanbul’un”

Babamı kaybettikten sonra içinde baba geçen her söz, her kitap benim için bir öncelik taşır. Yaşama Açılan Penceredir kitap etkinliğimizin sponsorlarından olan Destek Yayınlar’ından benim seçtiğim kitap Babamın Emaneti olmuştu.

İyi ki de seçmişim.

Belki diyeceksiniz “Elmas, okuduğun  her kitap mı güzel? Bende cevap vereceğim. Çoğunluğu evet. Çünkü seçerken sık eleyerek seçim yapıyor ve kitaplarda kendimden mutlaka bir şeyler bulup kendime katıyorum. O yüzdendir ki genelini beğeniyorum.

Bu açıklamadan sonra şimdi gelelim kitap yorumumuza;

Şimdi tadı damağımda, hazır kitap bitmişken yorumu yazmak istiyorum:)

“Her şey bir “bir”le başlar ve bir adımın sonrası bin adım eder…”

Hikayemiz Poyraz’ın söylediği gibi “Şehir uyanmadan bitecek bu hikaye.” diyerek başlıyor.

Poyraz, tarihe meraklı, arkeoloji okumuş ama mesleğini yapamamış,  babasının vefatından sonra kendince ünlü olan Şeker Ahmet Pastanesinin başına geçmiş bulur. Zaten çocukluğundan beri pastanededir ama bu sefer tüm sorumluluk onun üstündedir.

Poyraz, İlk Siyah Kuğu’dan bahsediyor. Siyah Kuğu yine Poyraz’ın dediği gibi “Ben gerçeği değil unutmanın peşindeyim” unutmak için ve bir daha anmamak için başlıyor anlatmaya.

Kitabın başında Poyraz’ın bir yere gideceğini anlıyorsunuz. Ama neden gittiğini romanı okudukça , sayfalara karıştıkça öğreniyorsunuz.

Sabah olmadan bu hikaye bitecek ama nasıl?

Siyah Kuğu dediği Rüya’dan başlıyor Poyraz konuşmaya, annesi, babası, mahallesi, çok sevdiği Efkan Amcası ve en yakın arkadaşı Uygar’dan bahsediyor sık sık. Aaa az kalsın Ayfer’den bahsetmeyi unutacaktım. Tabi birde Zeyno var.

Kitap dünle bir hesaplaşma halinde geçiyor. Poyraz aslında bu anı anlatırken hep geçmişe dönüp geri geliyor. Hep bir sorgulama içinde anlatıyor yaşadıklarını.

O bir pastacı olmak istememiştir ama babasını da karşı çıkamamıştır. Sorgulamalar, öfkeler,bazen kin, bazen nefret…

Pastaneye gelen Siyahlar içindeki kadın Rüya’ya aşık olur Poyraz. Onu yeniden bulmak için işleri boşlar ve Rüya’yı aramak için uğraşır ve bulur. Rüyay’la birlikte kitap başka bir şekle dönüşür.

Gündüzleri pastacı geceleri ise sosyal alemde fenomen bir Şair Patrick’tir.

Poyraz’ı çok iyi tanıyan ve onun ne yapmak istediğini bilen çocukluk arkadaşı Uygar, Poyraz’a baba emaneti pastanenin isim hakkını satın almaya teklif eder. Bu  sayfaları okurken ne kadar Poyraz’ı haklı bulsam da inşallah yapmaz inşallah satmaz dedim durdum kendimce.

Ahhh Uygar yok mu? Ne fena o. Neler yaptı Poyraz’a?  Ben olsaydım herhalde daha farklı tepkiler verebilirdim.

Artık kestik:)) Tüm kişiler kitapta saklı diyorum.

Hikayemizi daha fazla anlatmak istemiyorum son bir kaç cümle ile özetlemek gerekirse İstanbul’un tarih kokan mekanlarının arasında gerçekleşen bir büyüme hikayesi Babamın Emaneti. Kitap içerisinde; iç hesaplaşma, sevgi, aşk, yüzleşme, çocukluk masumiyeti ve vefa duygularını barındırıyor.

Ebeveynlerinde çocuklarının hayatlarına çok fazla karışmamak gerektiğini vurguluyor.

Güzel bir sonla başka bir başlangıçla bitiyor kitabımız.

Kitabı sonu beni çok etkiledi. Poyraz’ın gideceğini biliyordum ama neden gittiğini tahmin etsem de farklı olayların olduğunu son üç dört sayfada anladım.

Şimdi bu yazıyı yazana kadar Poyraz Demir Kimdir diye bakmamıştım. Okurken yazar kendini anlatıyor diye düşünmüş ama emin olamamıştım. Kendi hayatını bu kadar şeffaf yazdığı ve duygularını anlattığı için çok memnun olduğumu söylemek istiyorum.

Ayrıca kitapta beni etkileyen başka detaylarda şiirler, sözler ve Şair Patrick

Kendi yazdıklarının dışında güzel alıntılara da yer verilen babamın Emaneti okunmaya değer bir kitap. Kısacık zaten, sıcak, samimi işten ve gençlik kokuyor.

Benim fikrim, Poyraz ne kadar kızsa da içinde bir yerde baba emanetine duyulan sevgiyi hatırladı. Çok da iyi yaptı.

“Denizden değilse, nerden geliyordum?

Hangi tufan atmıştı beni buraya?

Bilmiyorum.

Gerçekte bir gemim olduğunu

Kaptan, çarkçı, miço ya da geminin bir yolcusu olup olmadığımı

Giderek sözünü ettiğim kazanın

Gerçekten mi yoksa düşümde mi başıma geldiğini de bilmiyorum

Anımsamıyordum.

Bugün bunları yazarken de bilmiyorum, anımsamıyorum…”

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir