bilinmeyen-bir-kadinin-mektubu

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu Kitap Yorumu

Bu sıralar klasik romanlara sardım. İyide yapmışım. Çok da büyük bir keyifle okuyorum. 


Şu an on tane modern klasiklerden oluşmuş bir serim var. Stefan Zweg’in Satranç kitabı ile başladım ve ardından Otomatik Portakal ile devam ettim. Elimde Sarah Joe’nun Agapi kitabı henüz bitmemişken, araya Bilinmeyen Bir Kadının Mektubunu sıkıştırı verdim hemen.


Aslında kitaptan çok fazla şey bahsetmek istemiyorum. Sadece bir kaç konuya değinmek istiyorum o kadar. 

 

Bir çırpıda okuyacağınız bir klasik. Daha ilk sayfasında başlıyorsunuz neler olacağını merak etmeye. 

 

Bilinmeyen bu kadın kim, ne anlatacak, ne oluyor, nerede son bulacak… Kafamın içindeki sorular ardı ardına sıralanıyordu. 

 

Okudukça anlatılanlar gözümün önünde oluşuyordu. Karı hissettim, bir çocuğun aşkına şahit oldum, bir annenin acısını paylaştım, bir kadın için aşkın ne demek olduğunu öğrendim. 

 

Karşılıksız aşk ne demekmiş, ben bu kitabı okuduğumda anladım. 

 

Stefan Zweg kadın ruhunu ve aşkı o kadar güzel anlatmış ki, yazdıklarını size yaşatabiliyor. Bir kadının iç dünyasında neler oluyor, görebiliyorsunuz.


Çok, çok etkileyici bir hikaye. 

 

Gerçek sevgi nedir? Sorusunu sorgulayacağınız bir kitap. 

  

Kitabı bitirdiğinizde neden klasik olduğunu çok daha iyi anlıyorsunuz. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim, mutlaka okuyun derim. 


Benim için özel kitaplar vardır.

 

Bazı durumlarda yeniden okumak için bir kenara ayırabileceğim bir kitap Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir