elya-seytani

Elya Şeytanı Kitap Yorumu

Ephesus Yayınları bizi yeni yazarlar ve yeni kitaplarla tanıştırmaya devam ediyor. Bu gün sitemimizin konuğu Romantik Komedi dalında yazılmış Elya Şeytanı

Elya Şeytanı kim mi? O Koray Doktorun başta nefret ettiği, sonrasında nasıl oldu onunda bilmediği deliler gibi aşık olduğu şeytan mı şeytan Asi.

Hadi biraz Asi’yi anlatayım size.

Üniversiteyi bitirdikten sonra ara verdiği dede ocağı Edremit’e geri dönen Asi, Musa Dede engelinden o kadar çok çekiyor ki koca bir roman boyunca gaddar dede Musa’ya sinir olup duruyorsunuz.

“Dedem çöktüğü yerden karabasan gibi üstümüze üstümüze gelmeye başlayınca doğrulduğum koltuğa yeniden gömüldüm. “

Asi dedesinin kararlarına onaylayamayan ama ona da bir türlü karşı gelemeyen bir torun. O ve amca oğlu Ege, sürekli Musa dedenin gazabına uğrayan bahtsız çocuklar. Ah Ege ile Asi’nin sürgün edildiği maceraları okudukça gülmenize engel olamıyorsunuz. Helede Ege’yi sevmeyen bir Asi’nin Ege’ye yakıştırdığı,biçtiği o sıfatlar yok mu? Gülmekten kopup gidebilirsiniz.

Dededen saklanan her gizli olay eli ayakalrına dolanan Asi ile Ege’nin başına en olmadık şey Musa Bey tarafından gelir. Dede onları bir yastıkta kocar.

Kimsenin korkudan itiraz edemediği bir dedeye emre amade olmaya çok kızdım. Hele Ege ile Asi’nin anne ve babalarına. Kim dedim bu dedeye haddini bildirirecek.

“Asi, beni bugün nasıl bu pozisyona düşürdün sen? Ben bugün büyük işler başarıp dedemin omuzlarını kabartacaktım Asiiii. “

Arada güzel şeyler olmadı mı hiç? Olmaz mı? Koray Doktorumuzu hiç unutur muyum? O sivri dilli, çok konuşan, patavatsız kız Asi’yi dize getiren, aklına başından alan Koray Doktor. Romandaki en sevdiğim karakter.

Başlarda Asi’den nefret eden doktor civanımız nasıl olduysa esas kızımıza fena tutuldu. Asi’nin hislerine daha fazla karşı koyamadı ve ona kapıldı gitti. Eeee Aside az fena durmadı yani. Doktorun kalbine girmek için etrafında döndü durdu. Aşkını ilan etti. Başardı mı, başarmaz mı?  En güzel sevdiceği kaptı.

elya-seytani-hasibe

“Hasta..

Odadan çıkarken duyduğum son söz bu oldu. Allah’ım neden bu kadar hırçın ve tahammülsüzüm? Neden ruhsuz, huysuz, saman alevi gibi parlayan,  erdemsiz, sabırsız, ağlak bir düdük makarnasıyım? Nasıl bir zıvanadan çıkıştır bu? Olay nasıl pozisyona geldi? kendi kendimi çekilmez derdin kucağına nasıl ittim? Artık kesinlikle kayda değmez bir haldeyim onun gözünde. Önüme çıkan  ilk su birikintisine atlayıp canıma kıymak istiyorum ben.. “

Evli bir kadın nasıl sevdiceği ile  kavuşur? Çapkın Ege’yi neler bekler? Musa Dede’ye sonunda ne olur? Kurnaz Asi’nin aklından neler geçer? Bu roman nasıl bir sona bağlanır? Merak ediyorsanız işte buyurun Elya Şeyta’nına.

Yazarın üslubuna başta alışmam çok zor oldu. Ama sayfalar ilerledikçe neden o şekilde yazıldığını anladım. Asiye yakışan üslupta yazarın anlattığı gibi olurdu zaten, başkası beklenemezdi.

Son derece eğlenceli, sürükleyici keyifli bir kitabı kitaplığa koydum. Biraz zaman geçtiğinde yeniden gülmek istediğimde okuyabilirim.

NOT: Kitapta unutulmayan sahneler dendiğinde; Koray’ın üstüne kusan bir Asi, Elif Hemşireye fena çemkiren bir Asi, keçi ile kavga eden bir Asi,  Reyhan’la kafayı bulup kendini sokağa atan başka yöne transa geçmiş bir Asi ve daha niceleri.

Keyifli okumalar

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir