eylulde-ask

Eylül’de Aşk Kitap Yorumu

“Peşinden koştum vazgeç demek için ama sonra durdum. Benden habersiz aldığı karardan onu döndürmeye çalışacak karar gurursuz değildim. O kararını vermişti ve benden onun kararına uymamı istiyordu. Oysa birbirini seven insanlar hayatlarını etkileyecek kararları birlikte alırlardı. Demek ki bensizliği göze almıştı gitmek için. Onunla gidemeyeceğimi bildiği halde almıştı üstelik. Hayalleri, kariyeri benden çok daha kıymetliydi belli ki. Düğüne bir hafta kala gelini terk edecek kadar kıymetli…”

Şimdi siz bu kitabı elinize aldığınızda veya gördüğünüz de ne düşünüyorsunuz? Ben söyleyeyim mi? Bu bir aşk kitabı, kapağından da ve isminden de anlaşılıyor diye aklınızdan geçiyor.

Ama değil.

Nedense “Aşk kitapları” denince bir ön yargı var. Okuyan kesim de kendi aralarında ayrılıyor. Romantik sevenler ve sevmeyenler, yada hiç aşk kitabı okumayanlar.

Neyse…  Ben bu yorumlara fazla girmeden romanımız Eylül’de Aşk’ı anlatayım.

Adından da anlaşıldığı gibi ana karakterimiz Eylül. Evet, kitapta aşk da var ama nasıl bir aşk?

Roman Eylül’ün ilk psikologla olan görüşmesinin ayrıntıları ile başlıyor.

İlk Cem’den bahsediyor. Onu nasıl gelinliğiyle bırakıp gittiğine gem vuruyor. Ne hale geldiğini nasıl yıkıma uğradığını bağıra bağıra haykırıyor. İçindeki onca acının geçmediğini haykırıyor. Artık bir değişiklik yapması gerektiğini söyleyen doktorunu dinleyen Eylül 15 dakika olayını yapıyor.

Sabah evden 15 dakika geç çıkan Eylül işe geç kalınca işten kovuluyor:)) Eşyalarını almış içinden söylenerek giderken yeşil cenneti ile tanışıyor. Kim mi? Ömer…

Eylül Ömer’i ilk gördüğü andan itibaren Ömer onun için hep yeşil cennet olmuştur.

Siz mi basit bir tesadüf veya basit bir başlangıç diyebilirsiniz ama ben öyle düşünmüyorum. Kitabı çok fazla anlatamayacağım. Anlatırsam bir sürü spoıler vermiş olacağım içim sadece bana hissettirdiklerinden bahsedeceğim.

“İnsan neden kalbi ile sever? Yani neden başka bir organ değil de kalp? Beyni ile sevenleri saymıyorum. Onların ki aşk değil, matematik.”

Roman, günlük yaşantımızda oluşabilecek her bir şeyi barındırıyor. Tesadüflerden doğan güzel ilişkilere, hatalara, yapılan yanlışlıklara, iyi dostluk ve arkadaşlığa, ölümün soğukluğuna ve sırlara…

Romanda her olay birbiri ile bağlantılı ilerliyor. Kısa zaman diliminde anlatılan Eylül’de Aşk’ta, bazen Eylül’ü terk eden Cem’in yaptıklarını öğrenip tekrar geri geliyoruz

Kitap bütünlük açısında oldukça iyi. Sizi sıkmayan, yormayan güzel cümlelerle ilerliyorsunuz. Arada şarkı sözlerini okuyor, bazen yeşilcam filmlerinden sahneleri gözünüzde canlandırıyorsunuz. Benim en en en sevdiğim Selvi Boylum Al Yazmalım‘dan bahsediliyor, Can Yücel’den Akdeniz Sana Yaraşır şiiri anılıyor. Bir küple paylaşıyorum:)

Akdeniz yaraşıyor sana

Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun

Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında

Hiç dinmiyor motorların gürültüsü

Köpekler havlıyor uzaktan

Demin çocuk ağladı

Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine

Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir

Denizi tokmaklıyor balıkçılar

Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak

O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği

Ömer’i hiç anlatmadım dimi? Yok anlatmayacağım. O size kendisi Eylül’de Aşk’ta anlatacaktır.

Tek şunu söyleyebilirim. Olmayacağını bile bile, hayali bile gerçek olmayacak seven biri Ömer. Hayali gerçekleşiyor mu; a zaman Eylül’de Aşk’ı okuyun

Başka bir kitap yorumunda görüşmek üzere

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir