barlas-omay

H. Barlas Omay İle Şiddetin Cinsiyeti Üzerine Konuştuk

Merhabalar

Bugün H.Barlas Omay’la hem biraz kendini tanımak, hem de ilk kitabı Cinius Yayınları’ndan çıkan Şiddetin Cinsiyeti hakkında biraz konuşmak istedik. Kendileri bizi kırmadı ve sorularımıza içten ve samimi cevaplar verdi.

Bizim konuştuklarımız bunlarla sınırlı kalmadı tabi, kitap hayat, yaşam adına bir çok konu üzerine fikir alışveriş yaptığımız  güzel konuşmalarımızdan birazı şimdi sizlerle.

Barlas Bey’in ilk kitabı Şiddetin Cinsiyeti’ni ben okuyup kendi blogumda sizler için yorumlamıştım. Kitap yorumu ve merak edenler için bir tık tık  almak isterim:)

Şimdi sırada tatlı röportajımız var:

Kendinizden biraz bahseder misiniz? Yazarlık dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

Elektrik Elektronik  Mühendisiyim. Uluslararası bir  firmada denetçi olarak çalışıyorum. Boş zamanlarımda resim yapmayı,  film izlemeyi ve çizgi roman okumayı severim. Eskiden hep yönetmenlik hayalim vardı ama birkaç  amatör ruhlu çalışmadan sonra anladım ki en özgür olabileceğim zaman kağıt ve kalemle baş basa kaldığım dakikalar.

Çok klasik soru soracağım size. Size üç cümlede kendinizi anlatın desem  nasıl bir H. Barlas Omay çıkar ortaya?

Ben size üç kelimeyle cevap vereyim:

Meraklı, asi, mücadeleci 🙂

Şiddetin Cinsiyeti kitabı nasıl ortaya çıktı?

Aslında kısa öykü olarak başlamıştım. Ardı arkası kesilmeyen kadın cinayetleri çıkış noktasıydı tabi ki ama bana kitabı yazdıran kadın ve erkeklerin birbirlerine karşı duyduğu öfkeydi. Namusu sadece bacak arasında arayan ve dünyadaki bütün erkekleri kötülüğün temeli gören zihniyetler beni gerçekten sinirlendiriyor çünkü kimse sorunu nasıl çözeriz diye konuşmuyor.  Cinayet, tecavüz haberi paylaşıp diğer cinse hakaret ediliyor.

Özgecan  cinayeti de etkili oldu tabi ama orada asıl sinirlendiğim medyaydı. Ölümünden sonra 15 gün bütün ailesi, arkadaşları,  komşuları,  öğretmenleri ile röportajları yapıldı,  hayatı gün gün anlatıldı televizyonlarda. Pardon da diğer kadınlar öldürülürken onların niye 10 saniyelik haber değerleri vardı? Onların ailesi yok mu? Sırf cinayetin şiddet seviyesi yüksek diye bu kadar üstüne gitti medya bu olayın. Çünkü şiddet, cinsellik ve tartışma reyting demek.

Kitapta televizyonda gösterilenleri ve insanları nasıl etkilediğine dair ufak bir alt metin de var. Ama fazla altta kaldı herhalde çünkü  okuyanlardan bu zamana kadar bu konuya hiç değinen olmadı.

Ayrıca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının konuyla ilgili Başbakanlık için hazırlamış olduğu raporu ve internette kadın sığınma evlerine atılan mesajları okudum. Gerekli notları alıp kitapta bunlara da değindim.

Bir okuyucu olsanız, başka bir okuyucuya Şiddetin Cinsiyeti’ni nasıl anlatırdınız?

Ülkemizdeki kadın cinayetleri üzerine ama daha çok bunun çözümü üzerine kafa yoran sürükleyici bir roman derdim herhalde.

Kitabı yazarken size desteğinizi ve fikrini aldığınız bir oldu mu?

Tabi ki. Başta nişanlım çok yardımcı oldu.  2-3 dostumdan da çok destek gördüm.

Kitap yazım süreciniz nasıl oldu? Kitabınızın taslağını ilk kime okuttunuz?

İlk nişanlım okudu. Bazı uyarıları oldu ki iyi ki olmuş.  Üretici körlüğü dedikleri durum gerçekten de doğruymuş.

Kitabınızı okurken en beğendiğim cümle  “Amacım bu erkek egemen dünyada kadınların korkmadan, sinmeden, rahatça yaşamaları için onlara yardım etmek. “ tüm erkekler birleştiğinde şiddet namına bir şey kalmaz ortada ama neler yapabilirizi siz tek başınıza düşündünüz mü?

Neler yapabileceğimiz konusunda şöyle bir fikrim var: anne -baba adaylarına kesinlikle çocuk geliştirme konusunda eğitim verilmeli ve bu eğitim yasal olarak zorunlu olmalı. Elbette her yiğidin yoğurt yiğişi farklı ama aile içinde kayırma,  şiddet,  yanlış yönlendirme varsa yoğurt eksikmiş demektir. Ülkemizde eğitim olanakları da arttırılmalı.

Doğru söylüyorsunuz ama eğitimli,  yüksek mevkilerde çalışan veya ekonomik durumu çok iyi olan kişilerle de ilgili şiddet haberleri duymaya başladık.  Yani sadece eğitim değil sosyal yaşantı da çok önemli bir yer tutuyor bence.

Haklısınız kesinlikle. İşte bu noktada sanatın ve sporun önemine inanıyorum. Çünkü herhangi bir zevki ve hobisi olmayan kişi yalnız kalıyor.  Ve bu yalnızlık stresle beraber öfkeye dönüşüp yanlış bir noktadan patlak verebiliyor.

Peki şiddete eğilim sadece yetiştirmeyle mi alakalı, genetik mirasa da etkili oluyor mu sizce?

Aslında ben buna inanmazdım ama en son okuduğum bir dergide bundan bahsediliyordu. Yani kadını zorlayıcı,  kısıtlayıcı davranışın hepimizde genetik  olarak kodlu olduğu, yapılan deneylere ve vakalardaki araştırmalara göre şöyle bir sonuç çıkmış.

Üreme ve kendi genetiğini gelecek nesile aktarma hepimizde içgüdüsel olarak var ve bunu istiyoruz. Bu olayda fiziksel ve ruhsal olarak en çok yıprananlar kadınlar. (bu sebeple ince eleyip sık dokuyorlar, kendileriyle ilgilenen  ve güçlü olan bir erkek arıyorlar  ) Erkeklerin bu süreçte tek katkıları ise spermleri. O kadar. Anne doğumdan sonra da çocukla ilgileniyor, onu emziriyor,  ona bakıyor.  Çocuk hep onu istiyor. Baba da ilgileniyor ama çocuk içgüdüsel olarak anne odaklı. İşte burada erkekte içgüdüsel bir kompleks oluşuyor. Elbette baba olma görevi de önemli ama burada ebeveyn olmanın asıl gerekliliklerinden bahsediyoruz. Annenin kendini ispatlama derdi yok ama baba ikinci planda. Dolayısıyla  çocuğun dünyaya gelişinde kendisinin katkısı sadece genleri. Yani bu saflığın bozulmasına veya bozulma ihtimaline tahammülü yok. Bu sebepten araştırmacılar kadına yönelik işlenen suçların temelinde kadının cinsel yaşantısını kısıtlayan bir eğilim olduğunu söylüyorlar. “Neredeydin sen? ” ile başlayıp ” O çocuk başkasına mı baba diyecek? ” Arasında geniş bir yelpaze bu.

Peki, neden bütün erkekler kadınlara şiddet uygulamıyor diyeceksiniz?  O soruyu ben de sordum ve dergide o genin baskın hale gelip gelmemesini yetiştirilme tarzı, sosyal ve ekonomik çevre olduğunu söylüyordu.

Şiddetin Cinsiyeti’ni beğenmeyen neden böyle bir kitap yazdınız diye size sataşan veya kötü yorumda bulunanlar oldu mu?

Açıkçası kötü yorumda bulunan olmadı bu zamana kadar ama ona da çalıştım yani, gelebilecek eleştirilere karşı hazırlıklıyım:)

Şiddetin Cinsiyeti kapağının hikayesini öğrenebilir miyim?

Sembolleri ve işaretleri çok seviyorum  ve kelimelerden daha güçlü olduklarına inanıyorum.  Kitapta bahsettiğim durum gerçek olsaydı bununla ilgili bir sembol mutlaka çıkardı yani hikaye gereği de böyle bir şey bulmam gerekiyordu. Ayrıca kapağı daha dikkat çekici ve akıl kalıcı yapabilirdi. Kadınlara ve güce özgü en bilinen iki noktayı birleştirdim ben de… Sembolü yayınevinde sundum onlar da bu yönde bir kapak ortaya çıkardılar.

siddetin-cinsiyeti

Kitap için düşündüğünüz alternatif  isimler var mıydı?

Evet. Bir ara Bant olabilir diye duşundum. Kayıp Zaferler de aklıma geldi ama galiba en iyisi Şiddetin Cinsiyeti.

Çizgi romana ve karikatürlere merakınız nereden geliyor?

Resimleri sevmemle alakası var herhalde. Bir de çizgi romanının kitaba göre daha hızlı ve etkili bir hikaye anlatım aracı olduğuna inanıyorum.  Fazla betimleme ve detaylarla hayal gücünüzü  boş yere kurcalamıyor. Sadede gelip hikâyesi ve mesajıyla sizi düşündürüyor.  Tabi bu fikrime ters düşen hem çizgi romanlar hem de kitaplar mevcut.

Ne tür kitapları seversiniz? Neler okursunuz?

Distopya ve polisiye en sevdiklerim. Fahrenheit 451,1984, Hayvan Çiftliği,  Otomatik Portakal, Operadaki Hayalet, Cerrah ve inci romanları favorilerim.

Yeni kitap çalışmanız var mı?

Evet yeni bir kitap yazmayı düşünüyorum. Şu an çok başlardayım  ama.

Kitap yazmak isteyenlere ne gibi uyarılarda bulunmak istersiniz?

Acele etmemelerini, kitabı yazdıktan sonra  kendilerine bir süre tanımalarını ve kafalarını boşalttıktan sonra tekrar okumalarını tavsiye ederim. Bunu en azından 2-3 defa yapmak gerekiyormuş, gerçekten yararı oluyor.

Okuyucularınız size sosyal medya üzerinden nasıl ulaşabilirler?

Facebook’ta Barlas Omay olarak, ınstagramda suc_sokağı hesabından veya “[email protected]” adresinden ulaşabilirler.

H. Barlas Omay’a bizimle yapmış olduğu bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz. Yeniden görüşmek üzere.

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir