İzabel Kitap Yorumu

“O adam cinsel fantezileri uğruna öldürdüğü masum insanların bedelini ödemeliydi. Victor beni terk etiğinden beri her gece, gözlerimi kapadığımda Hamburfg’un yüzünü görüyor, önünde çırılçıplak korumasız bir halde dururken yüzüne yayılan o iğrenç sırıtışı hatırlıyordum. Karısının zayıf ve hastalıklı yüzünü görüyordum ve olanlara boyun eğdiğini gösteren bakışlarını…
Gizli odasındaki yatağına ve kadının kıyafetlerine boşalttığı çişinin kokusu bile burnuma geliyordu.”

Katiller Çetesi’nin ikinci kitabı olan İzabel ile merhaba

Devam kitaplarını okuduğunuzda  hep bir önceki kitapla kıyaslama halinde kalıyorsunuz. Bir önceki kitabın beğenisi aynı devam edecek düşüncesi birazcık da olsa ön yargı yaratıyor. Sanırım ön yargımdan bu seri sayesinde kurturulabilirim.

Seriyi ara verip, tempo yaşamak istediğimde okuyorum. Şanslıyım ki basılmış olan altı kitap da elimde. Ard arda beklemeden okumak son derece keyifli.

Sarai bitip, İzabel’i okuduğumda Sarai’ye hem çok kızdım hem de çok hak verdim. Victor tarafından normal bir yaşantı sürmesi istenen Sarai Katiller Çetesi ile yollarını ayırır ve sakin bir hayat yaşamaya başlar. Sarai için yaşananlar normal gibi gözükse de içinde yükselen intikam ve adalet duygusu ile planladığı işlerine tek başına start verir. Erkek  arkadaşı ve kız arkadaşı ile Los Angeles’a tatile gider. Tatil amaçlı intikam planı başlamış olur.

Birinci kitaba göre ikinci kitap daha az tempoluydu. İzabel’de kafa karışıklığına yol açacak bir çok olay oldu. Strateji, oyunların had saffada yaşandığı, test etmelerin son bulmadığı sağ gösterip sol vuran bir çok olay yaşandı. Sarai’nin yine öfkesi üst seviyede ilerlerken Victor’un dinginliği her konuya hakimiyeti yine göz doldurdu.  Fredrik Gustavsson ‘un daha fazla rolünun olduğu bu kitapta, yazar yine bir çok merak uyandırıcı sahneleri okuyucuya aktardı.  Çok çok kızgın olduğum Niklas beni feci şekilde şaşırtmayı başardı. Hep bir Alicengiz oyunu içinde gidip gelen kitap finali ile yine bir sonraki kitaba geçiş yaptı.

İç de yaşanan, dile vurulan tüm duygular ve hisler sanki İzabel’de ortaya çıktı. Victor’un Sarai’ye hissettiklerini anlatması çok güzeldi. Sarai’nin kararlığı, taviz vermez hali, güvenirliği tartışılmazdı. Fredrik’in iş birlikçiliği, sadakati sonsuzdu. Niklas, harika stratejiler kuruyordu. Bütünüyle çok güzel bir kitaptı. Bu kadar güzel olanlar arasında tabi ki üzücü durumlar vardı. Ne kadar bir kurguda olsa dünyada yaşanan onlarca kötülükten bir kaçı okumak, bunları bilmek, öğrenmek roman da olsa üzücü.

Sarai’yi artık bırakıp İzabel’in başlangıcını yaptığımız kitabımızda daha da büyük olaylar bir sonraki kitapta bizi bekliyor.

Serinin üçüncü kitabında görüşmek üzrere.

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir