kadir-insta

Kadir Aydemir Röportajı

Yaşama Açılan Penceredir Kitap etkinliklerimizde bize iki defa sponsor olan Yitik Ülke Yayınları’nın sahibi, ayrıca yazar Kadir Aydemir bugün bizim konuğumuz. Kendisi ile güzel bir röportaj yaptık ve harika cevaplar aldık. Bizi kırmayıp hem sponsor davetimizi hemde, röportaj teklifimizi kabul ettiği için çok teşekkür ediyoruz.

Şimdi sizi Kadir Aydemir ile baş başa bırakıyoruz.

Keyifli okumalar

kadir-aydemir

Kendinizden biraz bahseder misiniz? Yazarlık dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

1977’de İstanbul’da doğdum. Kitapları oldum olası severim; okuma alışkanlığım büyük bir meraka, merakım da çeşitli yayınlar yapmaya ve yazıp çizmeye dönüştü. Yayıncılığa masa silerek, ofis boylukla başladım. Üniversiteyi terk etmek zorunda kalmıştım. Üzücü yıllardı, ailenize bakmak zorundaysanız bir gelecek hayaliniz de olmuyor-kalmıyor. Şimdi anlatmak bile garip geliyor. Kitaplara sığınmaktan başka çarem yoktu. Sınıra dek okudum diyebilirim, şiirin o psikolojik sınıra dek ilerledim. Sonra şiir kitapları, Kadıköy’de çıkarttığım şiir dergileri ve fanzinler geldi. Çok emek vererek çekirdekten yetişmek hem zahmetli hem de önemli. Bir işin mutfağına girmezseniz hiçbir şey tamamlanmıyor. Yazarlık dışında bisiklet meraklısıyımdır. Uzun bisiklet turları yapıyorum; teknolojiyi, sporu ve doğayı seviyorum. Instagram hesabımda fotoğraflar çekerim kendimce. Küçük koleksiyonlarım var (pul, deniz kabuğu, taşlar, defterler, kartpostallar). Dolma kalem ve mürekkep meraklısıyım. Bir de kişisel web sitem var: www.kadiraydemir.com

Yayınevinizi kurmaya nasıl karar verdiniz?

Yitik Ülke fikri, “Başka” isminde bir şiir dergisiydi 1997’de, internet üzerinde şiiri konuştuğumuz bir sohbet kanalıydı aynı zamanda. 1998’de “Yitik Ülke” bloga da dönüştü ve şiir-edebiyat sitesi oldu. 2000 yılında www.yitikulke.com adresli bir web dergisi oldu. 2006’da yayınevine dönüştürdüm ve ilk şiir-öykü kitaplarımızı yayımladım. Bugün, Doğan Ergül’ün “Güzü İnciten Yara” adlı toplu şiirler kitabıyla 250’nci eserimizin doğuşunu kutlamaya hazırlanıyoruz. Bir edebiyat yayınevi Yitik Ülke, dostluk-paylaşım ve dayanışmayla büyütüyorum onu. Çocukluk hayalim hem kitaplar yazmak, kitaplar yayımlamak, bir yazar olmaktı. Hâlâ çocuğuz hepimiz ve hiç büyümüyoruz. Hayallerimizin peşinden gitmeli, değil mi?

Yayınınevinizin geçmişinden ve gelecekteki hedeflerinizden biraz bahseder misiniz?

2006’da kurdum Yitik Ülke’yi. Aslında bir grup dostumla kendi kitaplarımızı yayımlamak için yola çıktık, tabii ki Turgay Kantürk ve Savaş Çekiç’in büyük destekleriyle. Şiir ve öykü ile başladık, romanla devam ettik. Yitik Ülke günden güne büyüdü ve genç yazarların sesini duyuran, ilk eserlerini yayımlayan bir yapıya dönüştü. Bir çocuğu büyütür gibi baktım ona; zamanımı, emeğimi, ruhumu ve hayallerimi yükledim. İnanmadığım hiçbir şeyi yapmadım. Edebiyat ve sanat için yoldayız; ilk kitaptan bugüne, böyle bu. Gelecekte dünya klasikleri dizisini çok büyüteceğim ve çocuk-gençlik kitaplarımız çoğalacak.

Yayınevinizin adının bir çıkış hikaye olduğunu düşünüyorum. Bize anlatır mısınız?

Yitik Ülke sözcüğü sevdiğim şairlerin bana bir hediyesi. Yannis Ritsos’tan Pablo Neruda’ya, Kavafis’ten Soysal Ekinci’ye… Şiirle yola çıkan biri olarak büyük şiir denizinin bir damlası olsun istedim Yitik Ülke. Hala ve inadına şiir kitapları yayımlamaya devam ediyoruz. Her şey biter ve her şey unutulur, şiir kalır…

Yazar ve yayınevi sahibi olarak nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Güzel tepkiler alıyorum. Yazmak ve yayımlamak uzak şeyler değil benim için. Okurlarımızla kitap fuarlarında buluşup sohbet ediyoruz. Bu soruyu kısaca şöyle özetleyebilirim: Yitik Ülke bir edebiyat ailesi, enerjimiz ve paylaşım yetilerimiz çok farklı. Okurlarımız da yazarlarımız da bir arada ve güçlü bir arkadaşlık – dostluk bağı var aramızda.

Yayınevinize gelen kitap seçimleri için nelere dikkat ediyorsunuz?

Her eser büyük emekle doğar. Buna saygım sonsuz. Yayın aşaması çok basamaklı bir yolculuk. Öncelikle yaratıcılığa, dile, Türkçeyi kullanma ve anlatım gücüne bakarız hep. Yazarın edebiyat dergilerinde yazan-çizen biri olması da çok kıymetli. Dergiler bir okuldur, biz de oradan geldik. Beğenip inandığımız eserleri okurla buluşturmaya çabalıyoruz.

Yeni yazarlar size nasıl ulaşabilir. Eleme süreciniz nasıl?

Yeni yazarlar Yitik Ülke Yayınları’nın kitaplarını okuyup, dosya iletmek için kitaplarda yer alan iletişim kanallarını kullanabilir. Her dosyayı özenle inceliyoruz, fakat butik bir yayıneviyiz, belirli sayıda kitap yayımlıyoruz ve yıllık yayın planlarıyla ilerliyoruz.

Yayıneviniz ve siz birçok imza günü etkinliği yaptınız. Bu imza günlerinden unutamadığınız bir hatıranız var mı?

İmza günleri çok eğlenceli geçiyor. Unutamadığım birçok anım var. Sahaflara düşen kitaplarım beni hep mutlu eder, oralardan ilk baskıları bulup imzaya getiren okurları ayrıca önemsiyorum.

Kadir Aydemir’in kitaplarını okuyanlar sizi az çok tanıyor ve kitaplarınızın konusunu biliyorlar. Henüz okumayanlar için ne söylemek istersiniz.

Kendi kitaplarımı anlatmak zor. Şiiri ve kısa öykü yazmayı seviyorum. Değer görüp okuyan herkese teşekkür ederim. İnanın ilk günkü heyecanla yazıyorum ve o amatör ruhu hiç kaybetmek istemiyorum. Ben bir edebiyat heveslisiyim, okumadığım binlerce kitap – görmediğim binlerce heykel – izlemediğim binlerce film varken kendimi bir yerde görmek zor… Yel değirmenlerine karşı yazmaya ve üretmeye devam…

Sizin en sevdiğiniz şiiriniz hangisidir?

Şiirlerimin hepsi ayrı bir yere sahip. Birçoğu hüzünlü ve acı. Aşk şiirlerini de ayrıca severim. Aralarından seçmek zor, ama Yara İzi ve Soğuk Yazgı’nın yeri ayrıdır.

Bir yazar olarak okuyuculardan beklentiniz nelerdir?

Hep beraber daha çok kitap okumalı ve dünyayı değiştirmeliyiz. Okudukça güzelleşir dünya, buna hep inandım. Köy Enstitüsü ruhunu yitirmemeli ve aydınlanma yolunda ilerlemeli. Kitaplar kültür köprüleridir, elimizden geldiğince okuyalım ve okutalım, kütüphaneler kuralım…

Bundan sonraki çalışmalarınız ve projeleriniz hakkında biraz bilgi alabilir miyiz?

“Ay Yağmurları” adlı öykü kitabımdan sonra “Rüzgarla Saklı” adlı aşk şiirleri kitabım yeniden yayımlandı. Yeni yeni ve nadir olarak öyküler-şiirler yazıyorum. 2 yılı aşkın zamandır üzerinde çalıştığım “Kedi Öyküleri” adlı çok yazarlı kitabım temmuz ayında Yitik Ülke’den yayımlanacak. Zaman neyi getirir, neyi götürür, göreceğiz…

En sevdiğiniz yazarlar kimlerdir?

Mayakovski, Nâzım Hikmet, Turgut Uyar, Arkadaş Z. Özger, Yannis Ritsos, Lorca, Pablo Neruda, Kavasif, Cortazar ve Kazancakis’i çok çok severim.

Beni çok etkiledi dediğiniz kitaplar nelerdir?

Zorba, Don Quijote, Moby Dick, Kurt Kanı, Beyaz Diş, Koleksiyoncu, Dünyanın En Güzel Arabistanı, Körlük, Cortazar’ın her kitabı, Neruda ve Ritsos’un bütün kitapları… Liste uzar gider… Unuttuğum çok kitap var şu an.

E-kitap hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

E-kitap okumuyorum, üretmeyi de düşünmüyorum. Ben kağıttan ve gerçeklikten yanayım. Dünyayı kitaplar ve kütüphaneler değiştirir.

Sosyal medya hakkında neler düşünüyorsunuz, sizce nasıl olmalı?

Zor bir soru. Hayatımızın bir parçası oldu artık sosyal medya. Yitik Ülke için de aktif olarak kullanıyorum. Kitap ve sanat için oldukça iyi bir yayılma alanı bence. Yitik Ülke’nin Twitter ve Instagram gibi sosyal paylaşım alanlarında (@yitikulkeyayin) samimi, sıcak bir dil kullandık hep, okurlarımızla güçlü bir bağ yakaladık. Ne için ve nasıl kullandığınıza bağlı ondan bekledikleriniz. Türkçe güzel bir dil, değerini ve kullanmasını bilene. Sözcükler çok şeyi değiştirebilir.

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mıdır?

Çok teşekkür ederim bu güzel söyleşi için. Yitik Ülke düşünden selam. Kitaplarla dolu, mutlu bir ömrümüz olsun; hep beraber çağdaş bir geleceğe ilerlemek dileğiyle.

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir