karanlik-sular

Karanlık Sular Kitap Yorumu

Merhabalar

Trendeki Kız’dan sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı Karanlık Sular’ı çok merak ediyordum.  Yeni çıktığı zamanda biraz bekleyip sonraya bırakmak istedim.

Olumlu ve olumsuz birçok yorumdan sonra bende okuma hazzına ulaşmış oldum.

Beklentim üst seviyede başladığım Karanlık Sular beni başlarda bayağı yordu. Çok fazla anlatıcının olması kafamı iyice karıştırdı. Bu karışıklığı atmak için ilk 100 sayfayı gecenin sessizliğinde okudum diyebilirim.

Başlarda bazı yerlerde koptum ve geriye dönerek bu kim? Şu kimdi diyerek yeniden okumaya, karakterleri benimsemeye çalıştım.

Roman Nel’ın Beckford kasabasında Ölüm Göleti ile ünlenen nehirde ölü bulunması ile başlıyor. Nel kendini uçurumdan atarak intihar ediyor.  Tüm olaylar örgüsü Nel ile başlayarak ölüm göletinde gerçekleşen ve neden bu adı aldığını anlatarak ilerliyor. Efsane haline gelen ölüm göleti olayları bölüm aralarında açığa çıkırtılarak okuyucuya hissettiriliyor.

İlk bölümde karakterleri tanımaya uğraşırken, ikinci bölümde iyice özümsüyor neden bu kadar anlatıcının olduğunu anlıyorsunuz.

Burada küçük bir dipnot söylemek gerekirse, birinci bölümü iyi anlarsanız gerilimin dozuna ikinci bölümde daha da iyi ulaşabilirsiniz.

İkinci bölüme geçildiğinde Ölüm Göleti’nde gerçekleşen intihar ya da ölümleri okuduğunuzda kitabın finalinde az çok nelerle karşılaşacağınız hakkında fikirleriniz oluşuyor.

Bana göre iyi bir final olmadı diyebilirim. Bazı yerlerde heyecanımı yitirdim

Paula Hawkins Karanlık Sular’da birinci kitabında ki tarzını az da olsa yansıtmış ama Trendeki Kız’da hissettiğim gerilimin aynısını bana göre iyi verememiş. Bazı yerlerde kopukluk ve iyi bir final bulamadım.

Yazarın kitapları ile tanışmak isteyenler, Karanlık Sular’ı tercih ederek okuyabilirler.

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...