murat-tavli-kuytu

Kuytu Kitap Yorumu

Karanlığın bile manaya kattığı bir güzelliği var

Hiç bir şey sebepsiz değil 

Göremezsen bu güzelliği

Karanlık diye boş verirsen her şeyi

Yaşamanın ne anlamı var?

Günler güzel geceler anlamlı

Anlam içinde her anın bir hakkı var.

Tanıtım Bülteni: Hayata en zor yerinden başlayan küçük bir çocuk Ediz. On yaşındayken annesi, babası tarafından gözleri önünde öldürülünce yetimhane günleri başlar. Yetimhanede aynı kaderi paylaştığı çocuklarla kendine yeni bir aile kuran Ediz’in ilkokul öğretmeni kendisini evlatlık almak isteyince hayatı değişir.
Yirmili yaşlarına geldiğindeyse artık ülke çapında çok ünlü bir isimdir. Ancak her şey rüya gibi giderken hayatın ona oynadığı oyun henüz bitmemiştir ve yaşamı tekrar karanlığa gömülür. Artık eski Ediz yoktur, bir daha da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ta ki onun orman yeşili gözlerinde aşkla kaybolana kadar…

Aslında tanıtım bültenine baktığınızda kitabın büyük bir bölümünün nasıl olduğunu ve içeriğini az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ama öyle değil…

Ben kitabı üç bölüme ayırabilirim. Ediz’n çocukluk dönemi, Ediz’in evlatlık olduğu ve yükseldiği dönem ve Ediz’in tükenmişliği ve aşık olması.

Zaten bahsettiklerimi arka kapak yazısından net olarak anlıyorsunuz.

Ama okuyunca hissedilen o kadar başka ki…

Roman çok dramatik. Beni bazı yerlerde fena ağlattı. Belki anne oluşumdan, belki çocuklara kıyamadığımdan, belki de kadın olduğumdan. Kendimce sıralayabileceğim birçok sebep, benim bu romanı çok sevmemi sağladı.

Ediz, daha küçükken kaderin en kötü tarafıyla karşı karşıya gelir. Annesi babası tarafından gözü önünde dövülür ve bıçaklanır. Baba ceza evine giderken, Ediz bir yetimhaneye yerleştirilir. Annesiz kalan, babasından nefret eden bir çocuk bu sefer kimsesizlerin yurdunda başka kötülükler görmeye başlar.

Yetimhanenin en güzel oluşumu uzun bir arkadaşlık sürecinin başlaması olur.

Zaman geçer ve Ediz’in değerli öğretmeni Ali Kemal onu bulur ve evlatlık alır.

Ve ardından ikinci bölüm başlar.

Bir başlangıç, arkasından başka bir sona doğru gider.

Tamam, artık hayat tersini döner ve Ediz mutlu olmaya başlar, artık kader değişmiş derken ders çıkartılacak başka satırlarda sıralanır.

Bana göre üçüncü bölüme gelindiğinde de “Ve aşkkkkk” olur.

Pembe kasklı Vespalı kız.  

Her şey bir kazayla başlar.

Kuytu romanında Ediz yaşadığı her anını o kadar güzel anlatıyor ki, sizi alıp o günlere o zamanlara götürüyor. O acıyı da hissediyor o aşkı da tadıyor, o pişmanlıkları da görebiliyorsunuz. Hele uzun yıllar süren arkadaşlık, Kardeşlik, kan bağı olmasa da babalık, evlatlık…

Belki de ders çıkartılacak bir çok hikaye

Birçok kişi dramatik ve üzüntülü kitaplar okumayı sevmiyor. Hayatın içinde hiç mi üzüntü yok? Hep güllük gülistanlık mı yaşıyoruz ömrümüzü? Tabi ki de değil.

O yüzden ben bazen Beni duygulandıran ve üzen kitapları seviyorum.

Kuytu’da öyle bir kitap.

Hayattan ve yaşamından defalarca ders almaya çalışmış ama içindeki küçük Ediz’i öldürmemiş bir roman Kuytu.

Her bölümüyle, her satırıyla beni içine iyi çeken kitaplardan biri daha okumanın mutluluğu ile romanım kitaplıkta yerini aldı.

Murat Tavlı’nın üslubu, yazım tarzı ve konuları iyi inceleyip güzel geçişleri sayesinde okunası güzel bir romanla bizi buluşturduğu için kendisine teşekkür ediyorum.

“Şimdi böyle gülüyor, kahkalarımla sarıyorsam cemalini artık ağlamaya takatim kalmadığındandır. Dost diye sarıldığım dikenlerin acısındandır boş bakışlarım, alışmışlıktır. En acısı da alışmaktır. Yaşadığım her şeyi sorgulamamdandır seni seviyorum cümlesinin anlamsızlığı. Boş ver demem bile boş verebildiğimden değil, alışkanlıktandır. “

Kuytu’yu ben değil artık size Ediz anlatsın. Ne dersiniz? O zaman alın, okuyun:)

Başka bir romanda görüşmek üzere

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir