metrodaki-yabanci

Metrodaki Yabancı Kitap Yorumu

Merhabalar

Ocak ayında okuduğun son kitap  Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan Metrodaki Yabancı oldu.

Selçuk Pekmezci eski bir siyasi suçludur ve hapis yattıktan sonra ülkesini terk etmiştir. 25 yıldan sonra ülkesine tekrar geri dönmüştür. Kitapta ülkeye neden döndüğü ile ilgili bir bilgi yoktur.

Roman bir gecesini beraber geçirdiği Nevra’yla yaşadıkları ve ona karşı hissettikleri ile başlar. Başlarda bir aşk hikayesinin ana temasını oluşturduğunu düşündüğüm romanı okumaya başladığımda yanıldığımı gördüm.

Selçuk Üniversite’den eski bir arkadaşını ziyarete giderken metroda uyuya kalır. Uyandığında apar topar birinin götürüldüğünü görür. Daha önce metroda göz göze geldiği kişinin İran’lı Naser olduğunu öğrenecektir. Naser’in onun başına ne çoraplar ördüğünden habersiz arkadaş ziyaretinde bulunan Selçuk, gelen bir telefonla çantasının karıştığını öğrenir.

Selçuk’un çantası ile metrodan apar topar götürülen kişinin çantaları karışmıştır.

Çanta takası yapmak için buluşacağı yere giden Selçuk, İran’lı Naser’in camdan atladığını ve öldüğünü görür. Ters giden bir şeyler vardır. Korkmuştur ve bir dümen döndüğünü hisseder.

Bu çantanın içinde varsa çok önemlidir ve neler olduğunu öğrenmek ister.

İşte bundan sonra kitap hep bir kovalamaca ile devam eder.

Sayfalar ilerledikçe çantanın içinde ne olduğu öğrenilecektir. Selçuk çanta ile polislerden kaçarken, polis Serkan hep ensesindedir. Selçuk Serkan’dan hep bir adım öndedir ve şans Selçuk’tan yanadır. Selçuk akıllı ve sistemli hareket etmesiyle Serkan’ı ta ki kitabın sonuna kadar atlatır.

İki akıllı adamın stratejilerini okuyacağınız uzun sayfalar burada başlıyor. Selçuk’un sistemli ilerlemesi, Serkan’ın hep bir sonraki hamleyi görmesi ve bilmesi romanın güzel sayfaları arasında yer alıyor.

Bunca olay yaşanırken iki bey zaman zaman geçmişe dönerek yanlışlarını, yaşadıklarını, anılarını düşündükçe ve anlattıkça onları daha iyi tanıyor ve kitabın büyüsüne kapılıyorsunuz.

Serkan çantanın içinde bulunan Dvd’lerde ve sayfalarda ne olduğunu öğrenmeye çalışırken, Serkan’da o önemli çantayı biran önce ele geçirmek ve yüksek paralara satmak için zamanla yarışmaktadır.

Çanta çok değerlidir.

Serkan uğraşır ve o çantadaki sırrı çözer.

Son olarak; roman beni bazı yerlerde aşırı yordu ve sıktı diyebilirim. Bazı mekanların detaylarına fazla girildiğini, çok fazla adres trafiği içinde gidip gelindiğini, çantanın içindeki o sır için çok fazla olay anlatıldığını düşünüyorum.  Ama şu gerçek de var ki yazar bu kitap için bolca araştırma yapmış, üzerinde çalışmış ve bunu romanlaştırmış. Tarz ve tür olarak bakıldığında güzel bir tam polisiye olmayan bir roman.

Eğer yazarın kurguladığı gibi bir buluş olsa eminim ki dünya’da yer yerinden oynardı.

O buluşun ne olduğunu öğrenmek isteyenler Metrodaki Yabancı ile tanışıp okuyabilirler.

Ayrıca romanın en sevdiğim yanı her bölümün başında güzel sözlere yer verilmesiydi.

“Mademki kafanda bahar var, benden sana izin delikanlı, sev sevebildiğin kadar.” Nâzım Hikmet

“Denizin kenarına kadar, ayakların izi vardır. Ama denize girdikten sonra ne iz kalır, ne işaret. “Mevlana

Keyifli okumalar

Sevgiler

Elmas

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir