suzan-defter

Suzan Defter Kitap Yorumu

“Pazar günleri hayatın intikam günleri. Neşeli başlasın ve öyle geçsin diye gayret edildikçe insanı koyu bir yalnızlığa, anlaşılmaz bir kadere iten günler. “

Merhabalar

Bugünkü kitap yorumun Ayfer Tunç tarafından günlük tarzında yazılmış olan bir kitap Suzan Defter.

Kitabı ilk okumaya başladığımda  yirmi sayfayı geride bıraktığımda hiç bir şey anlamadım. Baskıda bir sorun olduğunu düşündüm. Ama öyle olmadığını kitabı inceleyince anladım.

Kitabın sol tarafı bir erkek, sağ tarafı da bir kadına ait. İlk önce ayrı ayrı okumayı düşündüysem de baktım günlük tarihleri aynı, vazgeçtim ve sırayla okudum.

İlk sağ tarafta Ekmel Bey’i okumaya başlıyor, sayfaları geri çevirip sardığınızda kitabın sol tarafında  Derya’yla tanışıyorsunuz.

İki ayrı insan, iki ayrı günlük ve iki ayrı hayatın anlatıldığı Suzan Defter’in konusuna gelince;

Ekmel bey yalnızlığına bir arkadaş bulmak için evini satılığa çıkarır. Evi satın almak isteyen sadece bayan müşterilere randevu vermeye başlar ve her geleni gözlemler ve kendince yorumlar. Birçoğunu beğenmez ta ki Derya çıkıp gelene kadar.

Derya eşinden ayrılmış, tek başına yaşayan sürekli kendiyle iç hesaplaşma içinde olan bir kadındır.  Satılık bir ev ilanı görür ve Ekmel Bey’le tanışır. Ama Derya olarak değil. O bir Suzan’dır.

“Benim bu evi alacak param yok.” dedi. “Vaktiniz aldım, bağışlayın.” Utanmış gibiydi beni meşgul ettiği için  “Neden geldiniz peki dedim.” “Ön cephesi, boydan boya cam, insan dünyayı uçsuz bucaksız bir pencereden bakıyor demiştiniz, merak ettim. Dedi. Gitti. Boşluk bıraktı.”

Derya, Ekmel Bey’e kendisini Suzan olarak tanıtır. Suzan önceden abisinin sevgilisi, kendisinin en yakın kız arkadaşıdır. Ve Suzan geçmişte kalmıştır. Neler olmuştur? Çok şey.

Derya neden Suzan olarak Ekmel Bey’in karşısına çıkmasını kitabı okuyanlar anlamış, okumak isteyenler de okuyunca çözecektir. Ben anlatmıyorum.

Suzan ve Ekmel’in arkadaşlığı başlamıştır ve Suzan sık sık Ekmel Bey’i ziyarete gider.

İki yalnız kişi Ekmel ve Suzan’ın günlükleri hep geçmişleriyle yüzleşmesi gibi aslında. Ekmel, eşini kızını, abilerini, ihanetini ve anne babasını anlatırken o anları yaşıyor ve üzülüyorsunuz.

“Karım aslında evde ben olmasını istemiyordu uysal bir bukalemun olayım istiyordu sadece ya da kabın şeklini alan zararsız bir sıvı, arada bir sulanan yaşlı bir saksı çiçeği, ortak hayatımızın durgun hücresi olayım.”

Suzan (Derya) anlatırken Suzan’ın gerçek aşkını, kardeş sevgisinin kıskançlık seviyelerini, aile bağlarını, arkadaşlığı ve ölümün soğukluğunu tadıyorsunuz. İnsanın içinde barındırdığı soyut hisleri bir kez daha irdeliyorsunuz

Kısacık olmasına rağmen anlatım tarzı, ifade şekilleri  ve cümlelere yüklenen onca duyguyu ayna anda hissettiren, tarzıyla farklı bir kitap Suzan Defter.

Her iki cinsinde içinde yaşattığı duygusallıkları, yalnızlıkları ve hataları, iç çekişmeleri, kendilerine hesap sormalarını okuduğunuzda kendinizde zaman zaman o hislere maruz kaldığınızı, aynı duyguları yaşadığınızı düşüneceksiniz.

Altı çizilecek belki onca cümlelerden bir kaçını sizin için seçtim ve aralara yerleştirdim. Umarım beğenirsiniz.

Keyifli okumalar

Elmas

“İnsan gençliğini aşka vermese, gençlik ne işe yarar?
Ama kaybeden sonunda siz olmuşsunuz
Kayıp mı? Kaç kişi böylesine sevebilmiştir dünyada?
Ama bir kucak dolusu korla kalan siz olmuşsunuz
İyi ya, boş değildi kucağım
Ama yandınız, kül oldunuz
Ama vardım, kül bunun kanıtı”

 

Beğen & Paylaş:

Post Author: elmaspiriltilari

Ve Ben… Kendime bazen şöyle diyorum: Güzeller güzeli iki çocuk annesi, öğrenci, ev hanımı ayrıca yetkili otomotiv servisinde çalışan arabaları çok seven bir müşteri danışmanı. Bu kadar uğraşın arasında, kitap okumak vazgeçemediğim bir tutkum. Oğlum Berke ile yaptığım etkinliklerden aldığım zevk paha biçilemez düzeyde. Kızım Damla ile türk kahvesi eşliğinde yaptığımız sohbetlerin tadı hiçbir yerde yok. Takip ettiğimiz dizlerin yorumunu yapmak, tartışmak ayrı bir eğlence. Tipik bir aslan burcuyum. Başarısızlığa ve bilgilerini kendine saklayanlara tahammülüm yok. Yemeyi ve ayrıca yapmayı çok sevenlerdenim. Dünyaya yeniden gelsem kendi yaptığım yemekleri sunacak küçük bir göl manzaralı lokanta sahibi olmak isterdim. Karadenizli olduğumdan denizi olmayan bir şehirde yaşayamam. Yeşili, çiçekleri ve hayvanları çok severim. Köpeğimiz Lucky kaybolduğundan beri bir daha evde hayvan beslemedim. Birçok kadın gibi alışveriş yapmaktan, yeni yerler ve yeni tatlar edinmekten, bulunduğum her ortamda yeni yüzler tanımaktan mutluluk duyarım. Çikolatasız yaşayamam. Fotoğraf çekmek bir tutku benim için. Paylaşımdan korkmam. Benim gördüğüm güzellikleri başkaları da görsün isterim. Sürekli bir şeyleri fotoğraflarım. Her kötülükten veya olumsuzluktan bir ders çıkarılması gerektiğine inanırım. İyilik her zaman kazanır derim. Kazınır da. İyilikten vazgeçme… Temizlik gibisi yok. İyi ki de bulaşık ve çamaşır makinesi icat edilmiş. Yoksa ne yapardık:))) Eski olan her şey ilgimi çeker. Eski zamana yapılmış filmleri seyretmeye bayılırım. Tabak çanak almaya, bakmaya doyamadığım bir şey. Deterjan kokusu gibi yoktur. En büyük aç gözlülüğüm sürekli kitap almak. Hayatımdaki en önemli varlıklarım ilk önce biri sağ, biri sol gözüm olan çocuklarım. Ailem onlardan sonra geliyor. Hayatta her şeyin bir sıralaması varmış. Bu durumu anne olduktan sonra anladım. Anne olmak Allah’ın kadınlara bahşettiği en güzel şey olduğunu düşünüyorum. Canım annemi anne olduktan sonra daha fazla düşünüyorum. Zaten duygusalım, her şeye ağlarım ama anne olduktan sonra daha da hassaslaştım. En sevmediğim özelliğim kafamın içinde sürekli konuşmak ve duygularımı o an saklayamamak. Ben buyum işte. Adım Elmas. Bazılarında göre elmas gibi parlayan...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir